|
|
#1 | |||||||
![]()
|
Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, "Mutlaka ben izlemeliyim arkadaşlar" diyerek gittiği haberde, gözaltına alındı ve polislerce dövülerek öldürüldü. Gün 8 Ocak 1996'ydı. Ümraniye Cezaevi'nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek üzere Alibeyköy'e gitmişti. Ancak, "Sarı Basın Kartı" olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte "ısrarcı" davranınca da, gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada polislerin şiddetli cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü.
Devlet yetkilileri önce; "Sandalyeden düştü", "Duvardan düştü" dediler; ancak meslektaşlarının ve emekçileri katillerin yakasını bırakmadı. Metin Göktepe cinayeti, ilk günden itibaren basın tarihinde; devletin basına yönelik tutumunu gösterdiği kadar; gazetecilerin meslektaşlarına sahip çıkmasının ve halkın haber alma hakkını savunmasının önemli bir örneği olarak kayda geçti. Bu mücadelede; genç gazeteciler ile Metin'in gazetesi Evrensel, başta annesi Fadime Göktepe olmak üzere Göktepe ailesi ve avukatları ile Metin'in haberini yaptığı emekçiler en önde yürüdüler. İlden ile sürülen Metin Göktepe davası, "mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak basın tarihinde yerini aldı. En açık biçimiyle basın tarihinde ve gazetecilerin mücadelesinde "Metin'den önce Metin'den sonra" olarak formüle edilen bu durumun ilk işaretini; cinayetin ortaya çıktığı ilk gün Metin'in gazetesi Evrensel'in çalışanları "Bu Yürek Susmayacak" başlıklı, ortak imzalı yazıda şöyle veriyordu: "Aramızda en çalışkanımız, en fedakarımız, en yüreklimiz olan Metin Göktepe'nin kaleminin yerde kalmayacağını, onun artık basamayacağı deklanşörün üzerine yeni parmakların uzanacağını, sesini kesmeye ve yıldırmaya çalıştığınız Türkiye halkının basındaki sesinin susmayacağını haykırıyoruz. (...) Biz Evrensel çalışanları ve basının diğer yürekli gazetecileri birer Metin Göktepe'dir. Ellerinizdeki kan nasılsa artık saklanmıyor; Metin Göktepe'ler gibi gün ışığında ve ortada. Prometheus kendi küllerinden doğar, kimsenin gücü onu yok etmeye ve susturmaya yetmez". Gazeteci Metin Göktepe'nin görevi başında katli ve dava süreci Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde Ümraniye E Tipi Cezaevi'nde yaşamını yitiren Orhan Özen ile Rıza Boybaş'ın Alibeyköy'de yapılacak cenaze törenini izlemekle görevliydi. Yoğun polis ablukasının olduğu Alibeyköy'de 500'ün üzerinde kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Metin Göktepe de bulunuyordu. Gerekçesi ise "sarı basın kartı"nın olmaması ve polise itiraz etmesiydi! Metin diğer gözaltına alınanlarla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu'na götürüldü. Burada kendinden geçinceye kadar Metin'e dayak atan polisler, cansız bedenini Spor Salonu'nun büfesinin yanına bıraktı. Önce inkâr, sonra özür 8 Ocak 1996 akşam saat 20.00'de Eyüp C. Savcısı Erol Canözkan, olay ve ölüm tutanağı düzenleyerek Metin'in cesedini Adli Tıp'a gönderdi. Savcı Canözkan, Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti, ancak akşam üzeri serbest bırakıldığını, sonra Eyüp'te bir çay bahçesinde otururken fenalaşarak oturduğu sandalyeden düştüğünü ve burada öldüğünü iddia etti. Bir süre gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakılanlar ise, ısrarla Metin'in gözaltında polis tarafından öldürüldüğünü ve cesedinin gözaltında tutulan diğer kişilerin yanından alınarak götürüldüğünü söylediler. Metin'in ağabeyi İbrahim Göktepe, Eyüp Cumhuriyet Savcısı Erol Canözkan'a ifade verdi ve Metin'in gözaltında polisler tarafından öldürüldüğünü belirterek, şikayetçi olduğunu söyledi. 10 Ocak 1996: Evrensel Gazetesi Sahibi Vedat Korkmaz, polisler hakkında idari soruşturma açılması için İstanbul Valiliği'ne şikayet dilekçesi verdi. İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar, gözaltına alınanlar arasında Göktepe'nin olmadığının kamera görüntülerinden de tespit edildiğini, listede isminin yeralmadığını ileri sürdü. Ancak daha sonra yaptığı açıklamalarda Göktepe'nin gözaltına alındığını kabul etti. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, olaylara göz yumulamayacağını ve bir an önce olayın aydınlatılması gerektiğini belirtti. İstanbul Vali Vekili Rıdvan Yenişen, Göktepe'nin gözaltına alınmadığını iddia ederken, İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan da, ilk önce Göktepe'nin adının gözaltına alınanlar listesinde bulunmadığını söyledi. Daha sonra listede adının bulunmadığını, ancak gözaltına alındığını kabul etti. Ardından Göktepe'nin duvardan düştüğünü savundu. Göktepe'nin gözaltına alındığının tanık anlatımlarıyla ve raporlarla ispatlanması üzerine ise, Göktepe ailesinden özür dilemek zorunda kaldı. Metin'in annesi Fadime Göktepe, Ünüsan'ın özrünü kabul etmeyerek, katillerin cezalandırılmasını istedi. 11 Ocak 1996: Vedat Korkmaz'ın şikayet dilekçesi ve Metin'le ilgili Adli Tıp otopsi tutanağı Valilik tarafından idari soruşturma yapılması için Polis Başmüfettişi Yaşar Gökışık'a gönderildi. 13 Ocak 1996: TGC Başkanı Nail Güreli'yi ziyaret eden ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Göktepe'nin ölümüne ilişkin resmi makamların yaptıkları açıklamaların tatmin edici olmadığını söyledi ve olayın takipçisi olacaklarını ifade etti. 15 Ocak 1996: Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, "görevsizlik kararı" ile Memurin Muhakematı Hakkında Muakkat Kanun hükümleri gereği haklarında soruşturma yapılan polislerin atılı suçu idari görevlerini ifa ederken işledikleri gerekçesi ile soruşturma dosyasını Eyüp Kaymakamlığı'na gönderdi. Eyüp Kaymakamlığı da dosyayı İstanbul Valiliği'ne gönderdi. 16 Ocak 1996: İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı, raporunu açıkladı. Raporda, "Metin Göktepe gözaltına alınmış, gözaltında polis tarafından öldürülmüştür" denildi.
__________________
Giden dönmek isteyecek
Bırak Dönsün ne kaybetmiş bir Daha görsün!! Ne kalana git derim ne gidene kal. Kalacak olan yerini gidecek olan yolunu belirlemiştir Sen sanırsın ki insan sevdasını içine gömer.Benim sevdam sevda gibidir insanı gömer!! |
|||||||
|
|
|
| Bu mesaj için AyhanBedir kullanıcısına teşekkür eden 6 üyemiz: |
|
|
#2 | ||||||
![]()
|
Bazı konular belalıdır,
İlgilenenin başına olmadık işler açılır. Albay Rıdvan Özden'in dosyası da bu tür belalı konulardan biri... Önceki gün insan hakları savunucusu sanatçı Şanar Yurdatapan, Terörle Mücadele ekiplerince gözaltına alındığında Albay'ın eşi Tomris Özden'le birlikte düzenledikleri bir basın top*lantısından çıkıyordu. Gazeteler Yurdatapan'ın tutuklanışını "sıradan" bir haber saydılar. Basın toplantısında sözü edilen "bela*lı konu"ya ise tabii hiç "bu*laşmadılar". Oysa ortada, uygar dünyanın hiç bir ülkesinde, hiç kimsenin ilgisiz kalamayacağı kadar önemli bir iddia vardı: Tomris Hanım, eşinin ölümünü "kuşkulu" bu*luyor ve otopsi istiyordu. Mardin Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden'in bir çatışmada PKK'lılar tarafından alnından vurulduğu açıklanmıştı. Ölüm raporun*da sol kaşının 6 santim üstünde bir kurşun deli*ğinden sözediliyordu. Tomris Hanım ise cenaze töreninden önce eşinin ölüsüne son kez baktığı*nı ve alnında hiçbir kurşun yarasına rastlamadı*ğını söylüyor ve çok önemli bir iddia ortaya atı*yordu: "Eşimin başının arka tarafı kan içindeydi. Yok*sa kurşun karşıdan değil de arkadan mı geldi"? Tomris Hanım, eşinin kepinde kurşunun giriş noktasını gösteren bir işaret olduğunu öğrendik*ten sonra, Rıdvan Albay'ın öldüğü sırada üzerin*de bulunan üniformayı ve anılarını yazdığı kırmı*zı kapaklı ajandayı görmek istemiş; ama buna da izin verilmemişti. Basın toplantısında Milliyet'te Yalçın Doğan'ın bir yıl önce yazdığı bir makalenin fotoko*pisi de dağıtıldı. Doğan, o yazısında bir çatışma sonrası yakalanan 4 tutukluyu yargısız infaz edenleri mahkemeye verip, mahkûm olmalarını sağlayan bir "şef”ten sözediyordu. Doğan'ın ya*zısına göre "şefin bu tavrı, kızgınlık yaratmıştı. Sonra bir çatışma sırasında "şef", "yanıbaşından sıkılan bir kurşunla" can vermişti, İşi takip eden eşinin de hemen sesi kısılıvermişti. * * * Gerçi Yalçın Doğan, yazısında hiç isim kullan*mamıştı, ama Tomris Özden, önceki günkü basın toplantısında makaleyi sahiplenince, bu "fısıltı" da bir iddiaya dönüşmüş oldu. Tomris Hanım, "Yalçın Doğan'ın yazdığı olay, başka kanallarla bana da ulaştı. Eşimin bazı meslektaşlarıyla mahkemelik olduğunu kendisinden duymuştum" diyor ve soruyordu: "Bu olay doğru mudur? Eşimin yargılatıp mah*küm ettirdiği söylenen subay kimdir? Eşimin ölüm tarihinde neredeydi, şimdi nerededir?" Basın toplantısının sonunda Tomris Özden gerçeğin ortaya çıkarılması için basın mensupla*rının yardımını istiyordu. Aslına bakarsanız bir basın mensubu bu konu*da üzerine düşeni yapmaya kalkışmış ve Tomris Hanım'ın bu iddialarını gazetesinde haber hali*ne getirmişti. Sıkı durun: Bu gazetecinin adı Metin Göktepe'ydi ve Evrensel gazetesinde Tomris Özden'in "şok iddia*larını yayınladıktan bir hafta sonra polislerce dövülerek öldürülmüştü. Doğrusu "komplo teorileri"nden hiç hazetmem. O yüzden bu, iki olayı ilişkilendirmek gibi bir niyetim yok. Ancak, konuya ilgi gösteren ikinci isim olan Şanar Yurdatapan'ın da bu iddianın ortaya atıl*dığı bir basın toplantısından çıkar çıkmaz gözal*tına alınması, "tuhaf" bir görüntü ortaya çıkardı. Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yurdatapan'ı tu*tuklarken, kendisinin Med-TV'de "Kurşun Ka*lem" adlı bir programda yayınlanan sözlerini ge*rekçe gösterdi. Şanar Yurdatapan o programda neler söyle*mişti, bilmiyorum. Ama programın adına bakınca, tutuklama ka*rarına şaşmıyorum. Çünkü örneklerden biliyoruz ki, bu ülkede kurşunları yazan bazı kalemler yine kurşunla ce*zalandırılır. Ama tarihten biliyoruz ki, o kalemlerin mürek*kebi, kurşundan çok daha etkilidir.
__________________
"Hiç kimseden hiç birşey bekleme, beklentiler gerçekleşmediğinde insanın canı daha fazla yanar"
|
||||||
|
|
|
| Bu mesaj için ismailelmas kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz: |
|
|
#3 | |||||||
![]()
|
Metine ağıt Gün döndü geceye yavrum Gelmedin sen ah gelmedin Yolunu gözledim durdum Dönmedin sen ah dönmedin Uyy Uyy Uyy Uyy Uyy ben ölim lo Metin’im sen ölme ne olur Dur ben ölim lo Yiğidim sen ölme Dur ben ölim lo Vurma zalim vurma ne olur Körpeciktir kıyma ne olur Benim yavrum gazeteci Onu benden alma ne olur Ben anayım dayanamam Yokluğuna alışamam Gözpınarlarım kurudu Ey insanlar ağlayamam Uyy Uyy Uyy Uyy Uyy ben ölim lo Metin’im sen ölme ne olur Dur ben ölim lo Yiğidim sen ölme Dur ben ölim lo Ferhat Tunç
__________________
Giden dönmek isteyecek
Bırak Dönsün ne kaybetmiş bir Daha görsün!! Ne kalana git derim ne gidene kal. Kalacak olan yerini gidecek olan yolunu belirlemiştir Sen sanırsın ki insan sevdasını içine gömer.Benim sevdam sevda gibidir insanı gömer!! |
|||||||
|
|
|
|
|
#4 | |||||||
![]()
|
Fadime Göktepe... (Metin Göktepe'nin yiğit anası ) Fadime Göktepe: Metinler ölmesin diye... "Evde oturmak çözüm değil. Ben eylemlere gitmeseydim, bağırmasaydım, sokağa çıkmasaydım ne olurdu? Ağlardım. Ağla ağla biter mi bela? Mücadele edecek, bağıracaksın. Hem de kararlı olacaksın. Kadınların görevi çok. Bana ne demekle olmaz!" Rojda İldan / Yeni Evrensel O, evindeki son ekmeği kapısına gelen komşusuyla paylaşan, bir gencin gözü önünde öldürülmesiyle susmamak gerektiğinin farkına varan, ağlamak yerine öfkeyi çığırmak gerektiğini söyleyen bir kadın. O, cezaevlerindeki, eylemlerdeki, okullardaki bütün çocukları, kendisinin kabul eden, hepimizin anası, Fadime Göktepe. Fadime Ana, "Zam yapılıyorsa mücadele etmezsen, adam öldürülüyorsa mücadele etmezsen, gecekondun yıkılıyorsa etmezsen, elektiriğin kesiliyor da etmezsen, insanlar yanıyor da etmezsen ne olur? Evde oturmak çözüm değil" diyerek herkesi yanına çağırıyor. 15 yaşında gelin gitti Bundan 67 yıl önce yıldızlı, çimenli, çiçekli bir memlekette, Erzincan'da doğdu Fadime Ana, 15 yaşında evlendirilmesiyle de Sivas'a gelin gitti. Fadime Ana, görücü usulüyle evlendi. Kocasını evlenmeden önce bir kez gördü. "İstemişler, vermişler. Ben desem olmaz neye yarar?" diyen Fadime Ana, eşinin 'dede' olduğunu belirtiyor. "Önce bir kere daha istemişlerdi, yaşım küçük diye vermemişlerdi o zaman. İkinci kez geldiklerinde büyümüştüm, verdiler" diye anlatan Fadime Ana, evliliği süresince mutlu olduğunu belirtiyor. "Çok iyi biriydi. Herkes onu severdi" diyerek anlattığı ve tanıdıkça sevdiği eşiyle on yıllarını geçiren Fadime Ana'nın, ikisi kız sekiz çocuğu var. Onu, "İstanbul'a getiren de, mücadelenin içine atan da çocukları" zaten. İstanbul'u hiç sevmedim Fadime Ana, çocukları bir bir İstanbul'a gelmeye başlayınca, dayanamayıp onların ardından gelmiş. "Kenan Evren'in başa geçtiği zamandı" diyen Fadime Ana, İstanbul deyince "Hiç sevmedim" diyor. Şehir havası, suyu, toprağı bunda etkili elbette. Ama bir de sıkıntılar var çekilen. "Köyde her şeyimiz dolu dolu vardı. Ne yağımız biterdi, ne peynirimiz, ne de unumuz. İstanbul'da öyle değil. Şimdiki gibi Ecevit zamanıydı. Kuyrukta akşama kadar beklerdik ki iki yağ alalım" diyen Fadime Ana'nın darbe yıllarında gördükleri de İstanbul'u sevmesini engelliyor. Şehre geldiği ilk zamanlarda bir insanı öldürülürken görmek Fadime Ana'ya dokunuyor. Fadime Ana o günleri şöyle anlatıyor: "Kenan Evren geldiği zaman biz Yüzyıl'da oturuyorduk. Silahlar, bombalar patladı. Savaş gibi birşey çıktı yani. O kadar ki kötü. Biz tavana çıktık, baktık. Bir çocuğu öldürdüler. Ölüyü sonra yere koydular. Gelen vurdu geçen vurdu. O zaman polis yoktu, asker vardı." 'Yaşa annem, daha çok bağır' Köyde, şehirde, elindeki tek ekmeğini, son buğdayını bile komşusuyla paylaşmaktan çekinmeyen Fadime Ana'nın içindeki mücadele tohumları o zamandan atılıyor. "Bir insan gözünün önünde öldürülsün, ölüsü çiğnensin, sen nasıl buna tepki duymazsın? Nasıl durursun, ben duramam" diyen Fadime Ana, kırkından sonra durmadan ilerleyen yaşamını ve oğlu Metin Göktepe'nin bundaki rolünü anılarıyla dile getiriyor. İlk slogan attığı günü "Metin her yere giderdi, ben kızardım 'Niye gidiyorsun?' diye. O da kızardı. 'Ana, sen niye oturuyorsun, o kadar kocakarılar geliyor sen hiç gelmiyorsun' diye. Bir kere Pir Sultan'ın şenliğine gittim, Metin götürdü. Bağırıyordu bütün millet. Ben de bağırdım. Metin bağırdı, 'Yaşa annem, daha çok bağır' diye. Çok güldüm o gün" diye anlatıyor. Metinler ölmesin diye Fadime Ana ilk kez bağırdıktan sonra hiç durmuyor. "Öyle şeyler olurdu. Ben çok üzülürdüm. Böyle paylaşmayı, bölüşmeyi seven insanlara, gencecik fidanlara kıyılırdı, ağlardım. Ama ondan sonra oturmamak lazım geldiğini anladım" diyen Fadime Ana, "Metin'den önce de çok eyleme gittim, yine polis kovalardı, millet kaçardı, ama Metin'den sonra hiç ama hiç oturmadım" diyor. Bunun nedenini ise "Metin'den sonra daha bir azim geldi bana. Öfkemi dindiremedim, hiç evde durmak istemedim, gideyim bağırayım istedim hep. Ben mücadeleye girdim. Metin öldü, daha Metinler ölmesin dedim. Bu yüzden sokaklara çıktım, oturmadım" diyerek açıklıyor. Adım adım da olsa... Metin Göktepe'nin 8 Ocak 1996'da öldürülmesinin ardından o dava senin bu dava benim, o eylem senin bu eylem benim sürekli dolaşan Fadime Ana'nın yüreği bugünlerde yine ezik. Nedeni cezaevleri. "Başım ağrıyor, romatizma var, tansiyon var, kalp büyümesi var. Ama bir kolumdan tutan olsa adım adım da olsa giderim o anaların yanına. Benim canım gidiyor evde. Ben de gitsem, bağırsam öfkemi diyorum" diyen Fadime Ana, cezaevinde onlarca insanın ölümüne neden olan operasyonları değerlendirirken iki şeyi hatırlıyor. Birincisi Metin Göktepe'nin Bayrampaşa Cezaevi'nde kaldığı günler: "Metin'in iki ay Bayrampaşa Cezaevi'nde kalmıştı. Bir ceket götürdüm, lacivertti. Cebinde tek bir sigara vardı. O sigarayı didik didik ettiler, dedim 'Niye bu sigarayı böyle yapıyorsunuz?', 'Belki içine birşey koymuşsundur' dediler, almadılar. Ceketin rengi lacivertti, onu da 'Almayacağız' dediler. Bir sigarayı didik didik ettiler. Peki bu silahlar nasıl giriyor. Kimin eli var içinde. O bilmiyor, bu bilmiyor, kim biliyor. Devlet mahsus bunu bilmiyor." İkincisi ise Ecevit: "O çıktığında biz hepimiz Karaoğlan derdik. Karaoğlan değilmiş, kara yılanmış." 'Ağlamakla biter mi bela' "Diyorlar ki hep daha iyisi gelecek. Bir türlü daha iyisini görmedik biz. Sürekli daha kötüsü, daha katili geliyor başa" diyen Fadime Ana, emekçilerin sefalete mahkum edilmeye çalışılmasından şikayet ederek "Sabah kalk zam, akşam yat zam. Haftada bir tüpe zam. Hiç bu insanlar ne yapacak diye düşünmüyorlar mı? 200 milyonla 300 milyonla geçinilmez bu devirde. Asgari ücret ne kadar? Çocuk okula gidiyor, ayakkabısı, beslenmesi, önlüğü var zaten. Bir de katkı istiyorlar. Emekçilerin çocuğu ne yapsın? İnsanlar nasıl yaşasın? Ekmek parası, pazar parası, elektrik parası, su parası, parası da parası. Zam, zam, zam! Başka birşey olmuyor, bu devlet hiç iyi bir şey yapmıyor" diyor. Bu sorunların hiçbirini birbirinden ayırmadığını "Bunları yapanlar aynı" diyerek anlatan Fadime Ana, ölene kadar sönmeyecek olan mücadele azmiyle, ekmeklerini küçülttürmemek, çocuklarını öldürtmemek için kadınlara çağrı yapıyor: "Çocukları öldürenler de zammı yapanlar da aynı. Zam yapılıyorsa mücadele etmezsen, adam öldürülüyorsa mücadele etmezsen, gecekondun yıkılıyorsa etmezsen, elektiriğin kesiliyor da etmezsen, insanlar yanıyor da etmezsen ne olur? Hiç yaşayamazsın. Evde oturmak çözüm değil. Ben eylemlere gitmeseydim, bağırmasaydım, sokağa çıkmasaydım ne olurdu? Ağlardım. Ağla ağla biter mi bela? Mücadele edecek, bağıracaksın. Hem de kararlı olacaksın. Kadınların görevi çok. Bana ne demekle olmaz. Hayat daha da kötü olur."
__________________
Giden dönmek isteyecek
Bırak Dönsün ne kaybetmiş bir Daha görsün!! Ne kalana git derim ne gidene kal. Kalacak olan yerini gidecek olan yolunu belirlemiştir Sen sanırsın ki insan sevdasını içine gömer.Benim sevdam sevda gibidir insanı gömer!! |
|||||||
|
|
|
|
|
#5 | |||||||
![]()
|
Anneler Günü'n kutlu olsun ...
Rahşan Taş / Cumhuriyet Dergi - 10 Mayıs 1998 Fadime Göktepe, Erzincan'dan, Sıvas'ın Çipil Köyü'ne gilen gittiğinde, henüz çocuk denilecek yaşta, on beşindeydi. Üç yıl hiç çocuğu olmadı. Sonra sırasıyla Derviş, Gülsüm, İhsan, Paşa, İbrahim, Meryem, Metin ve Aziz'i doğurdu. Fadime Göktepe bugün 65 yaşında. Evin her köşesinde Metin Göktepe'nin fotoğrafları asılı: "Çocuklar Çipil'de doğdu, hepsini yoksulluklar içinde büyüttüm. Çocuklar ufaktı, yalnızdım. Bütün,mal, davar işlerini yapardım. Malımız, davarımız, arazilerimiz çoktu ama ben istemiyordum. Zenginliği, varlığı istemezdim. Az olsun, temiz olsun derdim.. Sekiz çocuk aslında çok ama, köyed biri davara, biri mala gider... Yoksa İstanbul'da bir çocuğa bile bakamazsınız." Fotoğraf makinesini görüncü birden ağlamaya başlıyor. "Aynısından Metin'in de vardı." Gözyaşlarının arasında yeniden köye dönüyor: "Köyde kuzu, koyun çobanı, tırpan biçenler vardı, gece ekmek pişir, ayranı yay, hep bir koşuşturmaca sürüp giderdi. İşten fırsat bulup bir şey yapamazdık ki... Köydeki kızlar birisiyle konuşamazlardı, bizi komşuya bile göndermezlerdi. İşten fırsatımız olmadı ki. Ama şimdi öyle mi? Devir çok değişti, şyimdi herkes istediği yere gider, gezer gelir..." Göktepe ailesi de göçünü vurmuş sırtına, taşı toprağı "altın" olan İStanbul7a gelmiş, bundan 15 yıl önce. Gelmişler ki, çocuklamız okusun da, adam olsun. Boş düş değilmiş işte, sonuçdta hepsinin eli, ekmek tutmuş. Metin Göktepe'nin babası Yusuf Göktepe 10 yıl önce vefat etmiş, görememiş çocuklarının mürüvvetini. Oysa hep bir dileği varmış: Çocuklarımız birarada olsun... Arkadaş anne Çocuklar ıbirarada olsun... Fadime Göktepe'nin bir düşü de bu: "Benim hayatta en çok istediğim şey çocuklarıma bir şey olmaması, hep birarada olalım... Ama işte Metin aramızdan ayrıldı, ayırdılar. Ben hep onların köydeki küçüklüklerini, onların içeri girerken onların içeri girerken "anne" diye bağırdıklarını, benden yemek istediklerini hatırlıyorum. Sanki onları etrafıma toplamışım da oturuyorum, ben hep bunlarla yaşıyorum". "Köyde hangisi büyükse ona derdim, bana su getirin, hemen koşa koşa gider getirirlerdi. Çocuklarım daha bir gün bile bana karşı saygısızlık etmediler. Etmezler de. Ben de bugüne kadar, onlara elimi bile kaldırmadım. Ben çocuklarımla arkadaş gibiyimdir." Böyle anlatıyor çocuklarıyla ilişkisini ama birden aklına bir anısı düşüyor. "Bir gün kızım Meryem, komşunun kızı Zeynep'le kavga etmiş. Yanıma geldi, ağlıyor ve Zeynep'i bana şikayet ediyor. Ben de dedim ki, kızım hem kavga ediyorsun, hem de gelip bana şikayet ediryorsun.. Bir tane de vurdum. Nasıl vurmuşsam bayılmış, bir daha da çocuklarıma el bile kaldırmadım." Metin Göktepe, fotoğraflarıyla konuşmaya eşlik ediyor sanki... Hani basından bildiğimiz, hayata umutla bakan gülümseyen Metin. Sonra lise hali... Salona girdiğinizde karşı köşedeki kilimin üzerinde yerleştirilen fotoğraflar, gazetelerden kesilmiş kupürler hep çerçeveli. Fadime Göktepe, bu köşeye oturmayı sevmiyor. Neden? Metin hep o köşede oturup saz çalarmış. En çok sevdiği ve söylediği türküler ise Yavuz Bingöl'ün "Kırmızı Gül Demet"i ve "Turnalar". Fadime Göktepe de en çok bu türküleri seviyor: "Çünkü Metin'im bunları sazıyla çalardı. Söylemezdi, sadece çalardı. Sesim güzel, ama söylemem derdi. Bu türküler ne zaman çıksa, hep Metin'i hayal ederim". Bugün Anneler Günü. Ona bugüne kadar verilen en güzel hediye, Metin Göktepe'nin aldığı altın yüzük. Her Anneler Günü'nde ona alınan hediye, Metin'in adına veriliyor artık. Elini, yüzüğe dokunduruyor usulca. İki damla yaş süzülüyor gözlerinden ve durmadan parmağındaki yüzükle oynuyor, yarım saat süresince: "Metin'im yok, ama benden ebediyete kadar takmamı istediği yüzük parmağımda." Metin Göktepe'nin ölümü, Göktepe ailesinde bir çok şeyin değişmesine neden olmuş. Öncelikle Fadime Göktepe'nin klasik ev kadını kimliğinden sıyrılıp politik bir kimlik kazanmasına yol açmış. Önceden de gündemdeki olaylarla ilgienirmiş, ama şimdi çok farklı. "Direndim" diyor, "Metin'im için, ama hiçbir şey yapamadım. metin için her şey başıma geldi. Kazça geçirdim. Doktorlar gitme duruşmaya dediler, biz bu sorumluluğu üstümüze alamayız dediler. Ben dinlemedim. Ben ölürsem Metin'in mahkemesinde ölürüm dedim. Mücüdele ettim. Yine de devam edeceğim." Geride kalan Metinler... Kırgın, öfkeli sürdürüyor konuşmasını Fadime Göktepe.: "Bu ülkede adalet, devlet, hakikat varsa, bu dava böyle kalmayacaktır. İnsan bir kağıt parçası, bir çöp değildir ki onu kaldırıp bir köşeye atasın. Metin çok gençti, o bir çiçek bir çitildi. Cezaevilerinde ölüm orucunda ölenler, Manisa'da işkence gören gençler, onlar da Metin gibiler, daha çok gençler. Ben bugüne kadar ne yaptıysam Metin için yaptım. Geride kalan Metin'leri düşünüyorum." Gözlerinden iki damla yaş daha düşüyor, göze Metin'in fotoğraflarındna ayrılmıyor artık: "Geride kalanlar hiçbir şey yapmadı ki, yapsalardı, onlar böyle ucuz kurtulamazlardı. Mücadele etmeye devam edeceğim. Öldüğüm zaman zaten her şey unutulur. İnsanın ciğeri sızlamazsa bu acıyı bilemez. Türkiye'de ne olacağı hiçbir zaman belli değil. Ölecek misin, kalacak mısın bunu kimse bilemez. Aslında Metin olayını herkes de biliyor, ama..." Gözleri, Metin'in gülüşün ele veren fotoğraflarından birine takıldı şimdi. Evin en güler yüzlü insanı Metin'miş... Böyle söylüyor: "Metin çok tatlı bir çocuktu. Eve gelince önce beni öperdi. Eğer evde suskunluk varsa hemen sebebini sorardı. Gelir eliyle saçlarımı karıştırır giderdi. Bir gün eve geldi, banyo yaptı. Ben de komşuya gittim. Televizyonda Gazi Mahallesi'ndeki olayları gösteriyordu. Eve geldiğimde Metin gitmişti. Sabaha kadar ben de Gazi Mahallesi'nde onu bekledim. Metin benim her şeyimdi.
__________________
Giden dönmek isteyecek
Bırak Dönsün ne kaybetmiş bir Daha görsün!! Ne kalana git derim ne gidene kal. Kalacak olan yerini gidecek olan yolunu belirlemiştir Sen sanırsın ki insan sevdasını içine gömer.Benim sevdam sevda gibidir insanı gömer!! |
|||||||
|
|
|
|
|
#6 | |||||||
![]()
|
Fadime Göktepe çok duyarlı ve örnek bi anne.o acısını yaşamak yerine yüreğine güç katmış mükemmel bi anne.eli öpülcek bir anne
|
|||||||
|
|
|
| Bu mesaj için sibel kullanıcısına teşekkür edenler: |
|
|
#7 | |||
|
|
|||
|
| Bu mesaj için kullanıcısına teşekkür edenler: |
|
|
#8 | ||||||
![]()
|
fazla söze gerek varmı fadime anamızın oglu metine yaktı agıtı ilk duydugumda çok kötü oldum aglayamadım ve daha büyük acılar çektim
CELLATLAR CAN İSTERLER SUSAMIŞLAR KAN İSTERLER DİREN METİN YOLDAŞIM DİREN |
||||||
|
|
|
| Bu mesaj için tuncay kullanıcısına teşekkür edenler: |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| göktepe, metin |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Metin Göktepe’nin katledilişinin yıldönümü | serpil | Gündem | 13 | 04-02-09 16:33 |
| Metin Abiye Mektubum.. (Metin Göktepe ye) | Şoreş | Alevi Katliamları | 1 | 07-05-08 09:02 |
| GALATASARAYın ENleri | nuray1592 | Futbol | 35 | 04-10-08 18:54 |
| unuturmu sizi bu yürek!!!!!!! | cem58 | Alevi Katliamları | 0 | 01-21-08 18:15 |