Genç İMRANLILAR  

Anasayfa Kadın Komisyonumuz RADYO İSTEK Bugünki Mesajlar İmranli.Fm Dj'leri Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Geri git   Genç İMRANLILAR | DİNİ İNANIŞLAR | Hz.Ali ve Ehlibeyt

Hz.Ali ve Ehlibeyt Hz. Ali, Fatıma Ana,İmam Hüseyin, İmam Hasan, Ehlibeyt

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 07-28-07, 00:16   #1
GiRiK´a jErLi
 
GiRiK´a jErLi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Üye No: 158
Bulunduğu yer: Avusturya
Yaş: 24
Mesajlar: 248
Tecrübe Puanı: 208 GiRiK´a jErLi Üyemiz daha yolun başında
Standart pir sultan abdal ocağına bağlı köyler

İNANÇ ÖNDERİ OLARAK OZAN PİR SULTAN ABDAL ve PİR SULTAN ABDAL OCAĞI




SUNUŞ

Pir Sultan Abdal Alevi-Bektaşi toplumunun 7 ulu ozanından biridir.

Pir Sultan Abdal’ın deyişleri söylenmeksizin Alevi-Bektaşi öğretisinin, inancının temelini oluşturan ayin-i cemler yapılmaz, yapılamaz.

Pir Sultan bir ozan, bir yol ozanı olarak Alevi-Bektaşi yolunda tartışmasız üstün bir saygınlığa sahiptir.

Pir Sultan Abdal’ın ozanlığı kadar efsanevi yaşantısı ve inancı uğruna ölümü dahi göze alması Alevilerin manevi yaşantısında derin izler bırakmıştır.

Onun boyun eğmeyen bir ozan, bir inanç önderi olması “enel hak” dediği gerekçesiyle katledilen Hallac-ı Mansur’la, inancı nedeniyle derisi yüzülen Nesimi ile birlikte anılmasını doğurmuştur.

Pir Sultan Abdal’ın bir ozan, haksızlığa, zulme, zorbalığa karşı bir direniş simgesi olmasının yanısıra O’nun bir de, “dedelik” yanı, bir “ocakzade” olması, bir “inanç önderi” olması özelliği vardır.

Ne var ki şimdiye kadar Pir Sultan Abdal üzerine yapılan araştırmalarda, Pir Sultan Abdal’ın bir “Alevi dedesi” oluşu, bir “Pir Sultan Abdal Ocağı”nın varlığı konusu üzerinde hiç durulmamıştır.

Bu bildiride Pir Sultan Abdal’ın deyişleri dolayısıyla, direniş simgesi oluşu dolayısıyla bir önder olmasının ötesinde O’nun doğrudan bir Alevi dedesi olmasının getirdiği “inanç önderliği” üzerinde durulacaktır.



PİR SULTAN ABDAL HAKKINDA NELER BİLİYORUZ?



1.OZAN PİR SULTAN ABDAL

0 bir başkaldırı ozanıdır. Tarihte Pir Sultan Abdal gibi hal¬ka malolmuş, onunla bütünleşmiş çok az insan vardır. İdam edilmesinin üzerinden 400 yıl geçmiş olmasına rağmen halkın belleğinde, halkın dilinde, tüm canlılığı ile yaşamaktadır. Var¬lığını, etkisini gün geçtikçe arttırarak büyüterek sürdürmekte¬dir. Yazıda, kağıtta değil halkın gönlünde, yüreğinde süren bir yaşamdır onunkisi. Osmanlıya iyiden, doğrudan yana kafa tuta¬rak isyan deyişleri söyleyen Pir’i unutturmaya hattı hümayunla¬rın, fermanların gücü yetmemiştir.



BİR SULTAN ABDAL GELENEĞİ



Pir Sultan Abdal araştırmacıları “bir Pir Sultan Abdal gele¬neği” konusunda birleşirler. Pir Sultan halkın birikimi, belleği ortak ruhudur. Onun adına söylenen deyişler bir kollektif söylemin ürünüdür.

Pir söyler, başka ozanlar söyler, halk söyler ve onun de¬yişleri, ona atfedilen deyişler dilden dile çoğalır, dilden dile dolaşır.

Pir Sultan Abdul geleneğinde Pir Sultan Ab¬dallar, halkın türlü türlü ozanları onun kimliğine kişiliğine bü¬rünür, Pir Sultan Abdal adında erirler. Halk şiirinin yaratılma, üretilme serüveni böyle gelişir. Adı sanı bilinmedik nice halk ozan yaşadığı çevrenin, ortamın hatta tarihin özelliklerini de katarak ana kaynağı durmadan çoğaltır.



BİRDEN FAZLA PİR SULTAN ABDAL MI VAR?

Asım Bezirci, İbrahim Aslanoğlu gibi Pir Sultan araştır¬macıları halk şiirinin yaratılma sürecinin bu özeliklerini tümüyle görmezlikten gelerek birden fazla Pir Sultan olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aslanoğlu’na göre 6 farklı “Pir Sultan” var¬dır. Bezirci bu sayıyı 8’e yükseltir. Bezirci ve Aslanoğlu’nun yeni yeni Pir Sultanlar ortaya çıkarırken ellerindeki tek kanıt şiirlerin son dörtlüğünde bulunan farklı mahlaslardır. Kanıtlarının çok zayıf ve kayda değmez olduğu ortadadır.



TARİHİN SİS PERDESİ

Pir Sultan Abdal’ın şöhretine, ününe halka malolmuş olma¬sına rağmen ne yazık ki yaşamına ilişkin belgelere dayalı sağ¬lıklı bilgilere sahip değiliz. Dörtyüz yıl öncesi gibi kısa sayıla¬cak bir döneme ait yazılı sağlıklı kaynakların var olmaması toplumsal tarihimizin trajik bir yanıdır.

Pir Sultan Abdal olayında ilginç bir yön daha bulunmakta¬dır. 0 da şudur: Pir’in yaşadığı 16. yüzyıla ilişkin Osmanlı ta¬rihlerinde Pir’in adının, olayının yer almaması?



DEYİŞLER’DE PİR SULTAN’IN YAŞAMI

Pir Sultan Abdal diğer halk ozanları gibi deyişlerinde yaşa¬mına ilişkin birçok ipuçları vermektedir. Asıl adı, soyu, ili, kö¬yü, ailesi, dostları, dağlar, ırmaklar, şehirler... Bu bilgilerin ne kadarı doğrudur, sağlıklıdır anlamak zordur. Bu bilgilerin han¬gileri Pir’iıı verdiği bilgiler, hangileri sonradan katılmıştır bu¬lup çıkarmak kolay değildir. 0 nedenle de birbirini yadsıma¬yan, yalanlamıyan bilgileri ona ait saymak yerinde olur.



ADI SOYU

Pir deyişleninde Pir Sultan Abdal, Abdal Pir Sultan, Pir Sul¬tanım Haydar, Pir Sultan tapşırmalarını kullanmıştır. Bunlar¬dan farklı olarak dize aralarında asil adını da söyler.



“Pir Sultan’ım Haydar diye anıldı”



“İsmim Koca Haydar aslım Yemen’de”



“0 ruh girdi bana Haydar dost dedi”



Görüldüğü gibi deyişlerinden asıl adının “Haydar” olduğu, Koca Haydar diye de anıldığı anlaşılmaktadır. Yine bir deyi¬şinde bu adı ona Hacı Bektaş Veli’nin verdiğini söylemiştir.

Pir Sultan Abdal bir deyişinde kökenine, soyuna ilişkin ka¬bul edilebilir makul bilgiler veriyor.

Benim aslım Horasan’dan Hoy’dandır

Kırklar olduğun Kanber de yandandır

Deyişte geçen Horasan bugünkü İran’ın doğusunda Türk¬ler’in yoğun olarak yaşadığı bir bölgenin adı oluyor. Hoy ise kan Azerbaycan’ında yer alan bir kasabadır. Muhtemelen Pir’in ataları Horasan’dan Hoy’a oradan da Anadolu’ya geçmişlerdir. Ve Sivas’a yerleşmişlerdir. Pir Sultan Abdal deyişlerinde sık sık Horasan’dan sözetmektedir.



KÖYÜ EVİ

Horasan’dan göçen Pir Sultan’ın ataları gelip Sivas’a yerleşi¬yorlar. Yı1dızeli ilçesinin Banaz köyüne.

Pir Sultan Abdalın kızı Senem babasının asılması üzerinde söylediği deyişte şöyle belirtiyor köylerini:

Uzundu usuldu dedemin boyu

Yıldız’dır yaylası Banaz’dır köyü



Yine başka deyişlerde;

“Bize de Banaz’da Pir Sultan derler”

“Banaz’dan sürdüler bizi Sivas’a”

Diyerek ozan köyü Banaz’dan sözediyor. Banaz Köyü Yıldızeli ilçesinin 55 km. kuzeydoğusunda bulunmaktadır.



AİLESİ

Halk söylentilerine göre Pir Sultan Abdal’m üç oğlu bir kızı vardır.13 Oğulları Seyit Ali Sultan, Pir Mehmet ve Ergaip adlarındadır.

Oğullarından Seyit Ali Sultan’ın makamı köye 15-20 dakika mesafede Çamlık tepede bulunmaktadır. Pir Mehmet Tokat’ın Canbulak Köyü’nde, Er Gayip ise Pülümür Haculu Köyü’nde yatmaktadır.

Kızının adı Senem’dir. Babasının idamı üzerine “Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da” deyişini söylemiştir.



EĞİTİMİ

Pir Sultan Abdal’ın gördüğü eğitim ise Alevi kitlesinin ortak eğitimi olan “yol eğitimi” olmalıdır. Onun Sivas’a gidip bir medresede eği¬tim görmüş olması pek ihtimal dahilinde değildir. “Alevi Cem”inin kol¬lektif eğitimidir Pir’i yetiştiren. Yola giriş ile başlayan bu sü¬reç şiirlerini temellendirdiği bilgiyi, görgüyü kapsayıcı ağırlık¬tadır, yeterliliktedir.

Pir sultan Abdal bir “yol oğludur”. 0 Ali Baba’yı musahip tutarak yola girmiş, “görülmüştür”. Pir Sultan Abdal “ikrar” vermiş “tığ bend” bağlanarak “dar”a çekilmiştir.

“Ben bend oldum şu meydana atıldım

İkrar verdim ikrarıma tutuldum”



“Ezel hak dedik de çekildik dara

“Edep erkan bize doğru yol oldu”

Pir Sultan Abdal’ı şekillendiren, yoğurup pişiren cemdir, halk okuludur.



SÖYLENCELERDE PİRİN YAŞAMI

Söylenceler, menkıbeler, destanlar bir bakıma halkın yazdı¬ğı tarihtir. Bu tarihte kalem, kağıt kullanılmaz. Dilden dile gö¬nülden gönüle meclisten meclise evrilir, süzülür, pişer, olgunla¬şır ve ölümsüzleşir.

Halkın belleği, dili Pir Sultan Abdal’a yaşantılar çizmiş, öz¬lemim, acısını, sevincini Pir’e söyletmiştir.

Deyişler söylenceleri tamamlar, bütünler, söylenceler deyiş¬leri.



HACI BEKTAŞ’TAN NASİP ALMASI

GÖNÜL GÖZÜNÜN AÇILMASI

Pir Sultan Abdal’ın asıl adı Haydar’dır. Çırçır nahiyesiııin Banaz köyünde doğmuştur. Soyu Yemen’e, Hazreti Ali’nin to¬runlarından İmam Zeynel Abidin’e kadar uzanır.

Haydar yedi yaşına geldiğinde babası evin koyunlarını önü¬ne katarak köyün diğer çocukları gibi otlatmasını ister ondan.

Haydar Yıldız dağı eteklerinde koyunları otlatmaya başlar. Bir gün koşturup iyice yorulunca başını bir taşa koyar koymaz uyuyakalır.

Düşünde bir ışık parladı, bir ses duydu. Karşısında ak sa¬kallı bir ihtiyar beliriverdi. Bir elinde dolu öteki elinde bir al el¬ma tutuyordu. İhtiyar ilkin doluyu uzattı Haydar’a. Doluyu içti Haydar. İçti ve alev alev tüm bedeni yanmaya başladı. Ardın¬dan al elmayı uzattı ihtiyar. Al oğlum dedi. Haydar ihtiyarın elindeki al elmaya uzandığında bir parlaklık gözlerini kamaş¬tırdı. Bir yeşil ben vardı avucunun içinde, göz alıyordu parlak¬lığı. Haydar’ın kafasında anında bir şimşek çaktı. Evet karşı¬sındaki ak sakallı ihtiyar Hünkar Hacı Bektaş Veli’ydi. Hemen eline sarılıp öptü. Hünkar O’na “bundan böyle senin adın Pir Sultan olsun, ünün adın dört bir yana yayılsın. Sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmesin.” Der ve gözden yitip gider.

Gönül gözü, can gözü açılan Haydar eline aldığı sazı çalma¬ya, söylemeğe başladı. İlk deyişi hak dolusu içmesine ilişkindi.

Pir elinden dolu içtim

Doğdum elinize düştüm

Ak cenneti gördüm geçtim

Hünkar Hacı Bektaş Veli

Hak dolusunu içerek gönül gözü açılan Pir Sultan Ali Ba¬ba’yı yoldaş, müsahip tutarak cem’e girdi, görüldü. Bilgisini, görgüsünü arttırdı, pişti.

Tığbent bağlanıp erenler sırrına eren Pir Sultan Abdal’ın evi ocağı dolup taşmaya başladı. Adını duyanlar elinden lokma al¬maya nasip almaya geldiler ona. Sevilen sayılan Pir’ler arasında anılır oldu.

GiRiK´a jErLi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için GiRiK´a jErLi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Alt 07-28-07, 00:17   #2
GiRiK´a jErLi
 
GiRiK´a jErLi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Üye No: 158
Bulunduğu yer: Avusturya
Yaş: 24
Mesajlar: 248
Tecrübe Puanı: 208 GiRiK´a jErLi Üyemiz daha yolun başında
Standart Cevap: pir sultan abdal ocağına bağlı köyler

HIZIR PAŞA

Hafik ilçesinin Sofular köyünden Hızır adında genç bir adam da adını duydu Pir Sultan Abdal’ın. Sofular bir zamanlar alevi köyü idi, zamanla halkı azıp yoldan çıktı. Köylülerin gidi¬şatını yadırgayan Hızır köyünden ayrılıp Banaz’a geldi. Pir’in kapısını çaldı. Pir’in yanına aldığı Hızır önce azabı olup işleri¬ne yardım etti, sonra da müridi oldu. Yedi yıl kapısında hizmet gördü, yol öğrendi, erkan öğrendi.

Bir gün Hızır Pir Sultan’a: “Pirim -dedi- sen herkese himmet ediyorsun, herbiri çeşitli makamlara geçiyor. Ne olur bana da himmet eyle de ben de bir makama geçeyim.” Pir Sultan şöyle bir düşündü, sanki olacakları biliyormuş gibi gülümseyerek “Ulan Hızır -dedi- ben dua ederim, belki de sen büyük bir adam olursun, hatta paşa, vezir olursun, ama sonra da gelip beni astı¬rırsın.”

Kaygısını dile getirse de duasını esirgemedi. Hızır izin alıp İstanbul’a gitti. Saraya girdi. Pir Sultan’m himmeti sayesinde ilerledi, paşa oldu. Sivas’a vali olarak atandı. Ne var ki vali Hı¬zır ikrarını çok çabuk unuttu. Etrafındaki kadılarla birlikte yok¬sulları ezmeye, haklarını yemeye, harama el uzatmaya, rüşvete, namus gözetmemeye başladı. Haklı haksız, ak koyun, kara ko¬yun ayrılmaz olmuştu.



SARI KADI KARA KADI

İki kadısı vardı Hızır’ın. Birinin adı Sarı Kadı, diğerinin adı Kara Kadı. Onlar da Hızır gibi adalet yerine zulüm dağıtırlar, haklıyı haksız, haksızı haklı çıkarır, can yakar, ocak söndürür¬lerdi.

Pir Sultan’ın da iki köpeği vardı. Kadılara nazire olsun diye birinin adını Kara Kadı, birinin adını da Sarı Kadı koymuştu. Köpekleri Sarı Kadı, Kara Kadı diye çağırıp duruyordu. Bu du¬rumu muhbirler Sivas’a ihbar etmekte gecikmediler. “Pir Sultan kapısındaki köpeklere sizlerin adını verdi, köpeklere adınızla sesleniyor” dediler. Deliye dönen, kızıp küplere binen kadılar asesleri gönderip Pir Sultan’ı Sivas’a getirtip yargılamaya baş¬ladılar. İddiaları dinleyen Pir Sultan: “Evet -dedi- yalana gerek yok. Köpeklerime sizlerin adını verdim. Yaptığınız kötülüklere karşı size bir ders vermek istedim. Ne var ki kızmanıza gerek yok, benim köpeklerin sizlerden daha iyidir. Daha temizdir. Siz haksızlık edersiniz köpeklerim etmez. Siz haram yersiniz kö¬peklerim yemez.” Nereden biliyorsun dedi kadılar. Deneyip, is¬patlayayım dedi Pir Sultan.

Bunun üzerine Sivas’ın hacıları, hocaları iki ayrı kap yemek hazırladılar. Birine helal, diğerine haram yemekleri koydular, işaretlediler. Hacıların, hocaların gözü önünde önlerine konan yemeklerden haram olanı seçip yedi Sarı Kadı ile Kara Karlı. Köpekler için de iki kap hazırlandı. Köpekler, iki kabı da kok¬ladıktan sonra helal kaptaki yemeği yemeye giriştiler. Hacıla¬r, hocalar kadıların haram yediğini görüp öğrendiler. Bunun üzerine Pir Sultan “iyi köpek kötü kadıdan efdaldir” diyerek kalkıp köpeklerinin gözlerinden öptü. Sazını eline alıp kadılara şu deyişi söyledi:

Koca başlı koca kadı

Sende hiç din imam var mı

Haramı haleli yedi

Sende hiç din iman var mı

Pir Sultan Abdal gezip dolaşıyor, doğru bildiğini anlatıyor¬du. Ocağına gelenlere hak bildiğini söylüyordu. Muhbirler ise her hareketini Sivas’a yetiştiriyordu.

Bir zaman sonra Hızır Paşa Sivas’m koca başlı Kör Müftü¬sünden bir fetva vermesini istedi. Hemen Hızır’ın istediği fetva¬yı yazdı müftü: “Şah adını anmak yasaktır. Her kim ki Şah adı¬nı anar, dili kesilip öldürülecektir.” Fetva alanlarda okunup ilan edildi.

Pir Sultan susmak, şahın adını anmamak yerine her yerde şah adını anmaya Hızır Paşanın haksızlıklarını anlatmaya devam etti.

Fetvaya karşı şu deyişi söyledi:



Fetva vermiş koca başlı Kör Müftü

Şah diyenin dilin keseyim deyü

Satır yaptırmış Allah’ın laneti

Ali’yi seveni keseyim deyü

Muhbirler durmadılar, gidip vardılar Hızır Paşa’ya. “Senin fetvanı hiçe sayıyor, her yerde, her sözünün başında Şah diyor”dediler. Hızır askerleri gönderdi Banaz’a, Pir Sultanı tutup ge¬tirsinler diye. Askerler gelip Piri buldular, elini kolunu bağladılar.

Hızır Paşa Pir Sultan Abdal’ı huzuruna getirtti. Zaten Si¬vas’a geldiğinden beri de görmek istiyordu onu. Şah sözünü ya¬saklattığı fetvadan, Pir’in deyişlerinden hiç söz etmedi. Güya ona saygıda kusur etmiyordu. İzzet ikramda eksildik olmasın is¬tiyordu. Pir’le açık bir çatışmaya girmekten kaçmıyordu. Alttan alta kollayıp nasıl davranacağım kestirmeye çalışıyordu.

Kuşun sütünün, Kuran’ın etinin eksik olmadığı nefis bir sof¬ra hazırlattı Pir Sultan için. Fakat Pir önündeki türlü türlü ye¬meklerin hiçbirine elini sürmedi. Hızır Paşa merakla neden ye¬mediğini sorunca Pir Sultan dedi ki: “Sen düşkünsün. Haram yedin. Yoksulları soydun. Ocaklarını söndürttün. Adaletsizlik, haksızlık ettin. Yetimin ahını aldın. Zina ettin.Şimdi de tutmuş bana sofra seriyorsun. Bu haram ye¬mekleri değil ben köpeklerim bile yemez.”

Sonra da Hızır Paşa’nın konağının penceresinden seslenip köpeklerini çağırır. Köpekler ta Banaz’dan koşarak gelirler. Sofradaki yemekleri bir iki kokladıktan sonra geri çekilirler, do¬kunmazlar bile.

Hızır Paşa bu alttan alma tutumuna karşı Pir Sultan Ab¬dal’ın yaptıklarına son derece içerler. Kızar, köpürür. Bunu kendisine yapılmış ağır bir hakaret sayar. Uzlaşma, alttan alma tutumunu bir yana bırakıp Pir Sultan Abdal’ı Toprakkale’ye hapsettirir.

Birkaç gün geçer. Vali Hızır Pir Sultan’ı bütünüyle karşısına al¬mak istemez. Onun çevredeki, halk üzerindeki etkinliğinden korkar. Ne de olsa civarın en sayılan erenlerinden biridir. Onunla uzlaşmak için yollar aramayı sür¬dürür. Kafasındaki düşünce Pir Sultan’ı ikna etmek, yanına al¬mak, fetvalara uymasını sağlamaktır. Ne kadar nazikleşebilirse nazikleşir. Huzuruna çağırır. “Pirim -der- içinde şah sözü geç¬meyen üç deyiş söylersen seni bağışlayacağım”.

Peki der Pir Sultan, sazını eline alır ve ilk deyişi söylemeye başlar.

Hızır Paşa bizi berdar etmeden

Açılın kapılar şah’a gidelim

Siyaset günleri günleri gelip yetmeden

Açılın kapılar şaha gidelim

Ardından ikinci deyiş gelir:

Kul olayım kalem tutan eline

Katip ahvalimi şah’a böyle yaz

Şekerler ezeyim şirin diline

Katip ahvalimi Şah’a böyle yaz

Sonra üçüncü deyiş gelir:

Karşıdan görünen ne güzel yayla

Bir dem süremedim giderim böyle

Ala gözlü pirim sen himmet eyle

Ben de bu yayladan şah’a giderim

Pir Sultan Abdal Toprakkale zindanında padişah fermanını beklerken diğer yandan Hızır Paşa’nın Pir’i “ikna”, yoldan döndürme çabaları da sürer. Pir Sul¬tan’ın tavrı ödünsüzdür. İşkence tehditleri, öldürme tehditleri O’na kar etmez.



Kadılar müftüler fetva yazarsa

İşte kement işte boynum asarsa

İşte hançer işte kellem keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Sözleri dirençlidir. Başı diktir. 0 nedenledir ki üzerindeki baskılar daha da artar. Toprakkale’de ölülerin konulduğu mahzene atılır. Pir yolundan dönmez. Kalenin surlarından atılmakla tehdit edilir bir işe yaramaz.

“Kalenin kapısı taştan demirden

Yanlarım çürüdü yaştan yağmurdan”



ASIL SUÇ

Bütün bir kışı zindanda geçiren Pir Sultan’ın direnişinde en küçük bir gerileme olmaz. Kızılbaş olmakla, Raflzi olmakla suçlanır. 0 bunları bir suç olarak görmez. Kızılbaş olduğunu başı dik dile getirir.

Lanet olsun sana ey yezit pelit

Kızılbaş mı dersin söyle bakalım

Biz ol aşıklarız ezel gününden

Rafizi mi dersin söyle bakalım

Padişah fermanı duyurulur Pir Sultan’a. Hala ondan geri adım atması, uzlaşması beklenmektedir. 0 ise Padişahı da ka¬tarak sürdürür deyişlerini. Eleştirileri köklüdür.

Şol icra tanrısı yatmaz uyumaz

Kimsenin hakkını kimsede komaz

Hünkar sağır olmuş ünümü duymaz

Masumlar boğdurur padişahım var

Yüksek bir direnç, büyük bir yüreklilik! İdam kararının teb¬liği üzerine son sözlerini söyleyerek darağacına yürür. Bu yar¬gılama son yargılama değildir diyerek. Asıl hesap günü gelecek diyerek! Bir kopuş savunmasıdır bu. Düzeni, tahtı, fermanı, pa¬dişahı tanımayan bir savunma.

Yorulan yorulsun ben yorulmazam

Derviş makamından ben ayrılmazam

Dünya kadısından ben sorulmazam

Kalsın benim davam divana kalsın

Pir Sultan Abdal asılır. Haber Banaz’a ulaşır. Pir’in yoldaşları, köylüleri, komşula¬rı, ev halkı ağlaşır ardından deyişler söylerler. Pir’in kızı Sanem babasının ardından o bilinen, dokunaklı ağıtını yakar.

Uzundu usuldu dedemin boyu

Yıldız’dır yaylası, Banaz’dır köyü

Yaz bahar ayında bulanır suyu

Çaylar ağlar ağlar Pir Sultan deyü



Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da

Kanlı yaş akıttım baharda yazda

Dedemi astılar kanlı Sivas’ta

Darağacı ağlar Pir Sultan deyü

Pir Sultan Abdal asılır! Ne var ki daha asıldığı günün saba¬hında Pir Sultan Abdallar yaşamaya başlar... Her Sivaslı O’nu Sivas7ın dört yöne açılan kapılarnıda gördüğünü söyler.



MEZARI

Genel görüş asıldığı yere gömüldüğü yönündedir. Pir Sul¬tan’n yol arkadaşları, yakınları Hızır Paşa’nın zulmünden yıl¬dırmasından onun bedenine sahip çıkamamışlardır. 0 nedenle de asıldığı yere gömülü olmalıdır. Bugün darağacı olarak anı¬lan ve Malpazarı olarak kullanılan yerde sıra söğütlerin bitimin¬deki tümsek onun mezarı olarak kabul edilir. Üstü taşlarla örtü¬lüdür. Boyu beş eni bir metre kadardır.

GiRiK´a jErLi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için GiRiK´a jErLi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alt 07-28-07, 00:18   #3
GiRiK´a jErLi
 
GiRiK´a jErLi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Üye No: 158
Bulunduğu yer: Avusturya
Yaş: 24
Mesajlar: 248
Tecrübe Puanı: 208 GiRiK´a jErLi Üyemiz daha yolun başında
Standart Cevap: pir sultan abdal ocağına bağlı köyler

PİR SULTAN ABDAL’IN YAŞADIĞI DÖNEM

EFSANEDEN GERÇEĞE

Pir Sultan Abdal’ın mücadelesi darağacında noktalanıyor. Şiilerinden ve O’nun üzerine söylenilen deyişlerden Sivas valisi Hızır Paşa tarafından astırıldığı açıkça ortaya çıkıyor. Özellik¬le kızı Sanem’ce söylenen deyişten bu durum net olarak anlaşı¬lıyor.

Pir Sultan asılarak öldürülüyor. Pir Sultan Abdal Sivas’ta asılarak öldürülüyor. Sanem bu nedenle Sivas’ı “kanlı” ilan edi¬yor. Pir Sultan Abdal’ı, Hızır Paşa astırıyor. Burada söylencenin tavrı ilginçtir. Söylence Pir Sultan’ı astıran Hızır Paşa’yı önce ona talip/mürid yapıyor, Hızır Pir’in himmetiyle büyük adam oluyor ve sonra Pir’e, yoluna ve halka ihanet ediyor. Söylence Pir’i bir haine astırarak olayı daha da trajik bir hale getiriyor.

Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı dönemi doğru olarak saptamak için Hızır Paşa önemli oluyor. Sivas’ta valilik yapan ve Pir Sul¬tan’ı astıran Hızır Paşa.

Pir Sultan Abdal’ı astıran Hızır Pa¬şa’nın izini sürmemiz gerekiyor. XVI. yüzyılda Sivas’ta valilik yapan bir Osmanlı Paşası arıyoruz, adı Hızır. Nam-ı diğer Deli Hızır.

Sivas’ta iki Hızır Paşa görev yapıyor. Bunlardan birisi Kanuni döneminde görev yapan Hızır Paşa’dır:

1547 ve 1550 tarihlerinde Sivas valisi Hızır Paşadır.

Diğer Hızır Paşa ise III.Murat zamanında Sivas’ta valilik yapıyor:

Bu ikinci Hızır Paşa Aralık 1588’de Sivas valiliğine atanıyor ve Mayıs 1590’da Sivas’tan ayrılıyor.

Eldeki verilere dayanak Pir Sultan Abdal’ın 1548-155 1 veya 1587-1590 yıllarında idam edildiğini kabul etmek gerekiyor.



PİR SULTAN ABDAL NEDEN ASILDI?

Osmanlı tarihine ilişkin yapılan tüm araştırmalarda Pir Sul¬tan Abdal’ın neden asıldığın dair bir belge ne yazık ki buluna¬mamıştır. Somut bir belgenin yokluğu Pir Sultan araştırmacıla¬rınca onun şiirlerine başvurularak giderilmeye çalışılmıştır.

Pir Sultan Abdal’ın 16. yüzyılda yaşadığını biliyoruz. Bu yüzyılda Anadolu tam bir “isyan kazanı” niteliğinde. Bin beşyüzlü yıllarda halk ayaklanmalarının biri biterken diğerinin başladığına tanık oluyoruz. Anadolu’da reaya denilen köylüler, Türkmen denilen ‘köylüler, Kızılbaş denilen köylüler yani bü¬tün bir halk ayağa kalkıyor.

Osmanlının en parlak dönemi diye anılan bu zamanda Ana¬dolu köylüsünün derin bir yoksulluk içinde bulunması oldukça çelişkilidir. Merkezi feodal Osmanlı yönetiminin baskı ve zul¬mü ile birleşen yoksulluk köylüleri doğrudan bir ayaklanma ey¬leminin içine atmıştır. Bu ayaklanmalar genellikle dinsel bir görünüm altında ortaya çıkmıştır. Ne var ki dinsellik yalnızca bir görüntüdür, asıl neden ise maddidir, iktisadidir. Sözgelimi Şah Kulu Ayaklanması, Nur Ali Halife Ayaklanması, Baba Zünnün Ayaklanması, Kalender Çelebi Ayaklanması Alevi eği¬limli köylü başkaldırılarıdır.

Osmanlı merkezi feodal devleti Anadolu köylüsünün ekono¬mik toplumsal sorunlarını çözmek yerine katliam yolunu seç¬mede hiç tereddüt göstermedi. Kuşkusuz Osmanlıda hakim üre¬tim ilişkisi sorunu çözmekten öte bizzat sorunu üretiyordu. Yağma ve talan üzerine kurulan ekonomik düzen 16. yüzyıla gelindi¬ğinde çatırdamaya başlamıştı.

Kanuni Sultan Süleyman’ııı en görkemli hükümdarlık günle¬rinde bile bir çöküş sözkonusuydu. “Hak ve adalet ortadan kalkmış olup mağdurların haklarını arayan ve soran yoktu... Zira kadılıklar rüşvetle tevzi ediliyor, yeni tayin edilen bir vali henüz yerine vasıl ol¬madan azl edilerek mansıbı başka birine veriliyordu.”

İstanbul yönetimi Anadolu köylüsü üzerinde tam bir terör es¬tirmeye başladı. Bir yandan zulme karşı ayaklanan köylülerin sapkın, katledilmelerinin caiz olduğu yolunda Şeyhülislamlar¬dan fetva alınıyor diğer yandan insanlar defterlere kaydedilip tek tek katlediliyordu.

Tahta geçmek için babasına karşı darbe yapıp bile ile iki kar¬deşini beş yeğenini öldürtmekten geri durmayan Yavuz Selim Alevilere yönelik yoğun bir şiddet politikası uygulamaya girişti.

Şeyhülislamlar, müftüler talimatlara uygun olarak peşpeşe fetvalar yayınladılar. Katliamlara “caizdir” dediler. Sözgelimi Sarı Görez adıyla da bilinen, devrin fıkıh ve hadis ilmi üstadı (!) Müftü Nurettin Hamza’nın Kızılbaşların katline olur veren fetvasında “Kızılbaşların kafir olduğunu, onlara yardım edip sempati duyanların da kafir olduğunu, kestiklerinin murdar, nikahlarının batıl olduğunu, tövbe ve nedametlerinin geçersiz olduğunu, topluluklarını dağıtmanın farz, katilerinin caiz olduğunu söylemektedir.” Müftüye göre Kızılbaş öldüren cennete gide¬cektir, kızılbaşlarm yeri ise cehennemin dibidir. Müftünün fet¬vası ibret vericidir, tüyler ürperticidir.

Anadolu’nun çeşitli yerlerindeki kadılara gönderilen buyruk¬larda “Rafizilerin ‘defter edilüp’ öldürülmeleri, bazılarının “Kı¬zılırmağa ilka (atılma)’, bazılarının ‘ihrakı binnar (ateşte yakıl¬ma) edilmeleri, Rafızileri bulup ortaya çıkarmak için casuslar tayin edilmesi, Bektaşi zaviyelerinin denetin altında bulundu¬rulmaları” buyrulmuştur.

Benzer içerikli birçok ferman Kızılbaşlığa yoğun eğilim gösterenlerin yaşadığı Amasya, Sivas, Zile, Malatya kadılıklarına da gönderilmiştir.

Gönderilen fermanlardan Sivas yöresinde de önemli bir Kızılbaş hareketinin varlığı anlaşılmaktadır:

“Sivas Sancağındaki kadılara emrimdir. Hükmünüz altında¬ki yerlerde Simavnalı topluluğundan bazı kimselerin Tanrı yo¬lundan saptıkları şeriat dışı birçok kötü işler işledikleri, Kızılbaş başlığı giyip şah muhibleriyiz, dedikleri ve toplantılarda börk giyip nice müslümanların baştan çıkmasına sebep olduk¬ları bildirildiğinden muhakemeleri yapılıp gerçeğin meydana çıkarılması fermanım olunmuştur.”

Yoksulluğa, zulme, katliamlara karşı Anadolu Halkı ayağa kalkar, Bu isyandan öte örgütlenişi ile katılanların sayısı ile sü¬rekliliği ve sonuçları ile tam bir iç savaştır yaşanan.

Pir Sultan Abdal’ın idamım bu hareketlerle ilişkilendirmek yerinde olur.

Pir Sultan Abdal’ın deyişlerinden böyle bir hareket içerisin¬de olduğu anlaşılmaktadır. Zülme, baskıya, yoksulluğa karşı deyişleri bir başkaldırı çağrısı, bir manifestodur. Deyişlerinin maddi içeriğini içinde yeraldığı mücadele evreni doldurur. So¬mut bir hareket içerisinde yer almayan bir ozanın bu denli yo¬ğun mücadele deyişleri söylemesi mümkün olamaz. Ancak ya¬şayan biri söyleyebilir, deyişleri varolduğu ortamın ürünüdür.

Gelin canlar bir olalım

Münkire kılıç çalalım

Hüseyn’in kanın alalım

Tevekkeltü taalallah



Özü öze bağlayalım

Sular gibi çağlayalım

Bir yürüyüş eyleyelim

Tevekkeltü taalallah



Açalım kızıl sancağı

Geçsin yezitlerin çağı

Elimizde aşk bıçağı

Tevekkeltü taalallah



Dizeleri bir eylem adamının, isyan deyişleri olabilir ancak.

Pir Sultan Abdal baskıya, yoksulluğa, zulme karşı halkın di¬li, sözü olmuştur. Tüm yaşamı boyunca insanın insanca yaşa¬yacağı bir dünya için deyişler söylemiştir.

Pir Sultan Abdal Anadolu isyan geleneğinin çok değerli bir halkasıdır. Bu halka Baba İlyaslardan, Bedrettinlerden, Şahku¬lulardan Pir Sultan Abdal’a uzanır. Anadolu yoksul köylüsünün Osmanlı resmi ideolojisine karşı bir kurtuluş ideolojisi olan Alevilik Pir Sultan’ın doğal kimliğidir.

Pir Sultan Abdal’ın varlığı, sözleri, deyişleri Osmanlı feoda¬litesi için hep bir tehlike oluşturmuştur.

1590 yılı başında Hızır Paşa etrafından ele geçirilen Pir Sultan Abdal ödün vermez tavrı, inançlarını gözüpekçe savunması do¬layısıyla padişahtan gelen ferman üzerine 1590 yılı baharında asılmıştır.



PİR SULTAN ABDAL OCAĞI

PİR SULTANLILAR

Pir Sultan Abdal’ın ozan, eylem adamı olmasının yanısıra bir de dedelik/ocakzadelik yönü vardır.

Pir Sultan Abdal kendi adı ile anılan bir ocağın ulusudur.

Pir Sultan Abdal “keramet sahibi” bir dededir. O:

-Kocaman bir kayayı deyneğinin ucuna takıp Horasan’dan getirmiş,

-İnsanlar gölgesinde otursunlar diye kurumuş bir söğüt ağacını yeşertmiş,

-Bastonunu vurup gürül gürül akan bir su çıkarmıştır.

-Köpeklerini dahi haram lokma yemeyecek şekilde terbiye etmiş,

-Asıldığında hırkasını dar ağacında bırakarak sır olup gitmiş,

-Canı göğe yükselirken O Sivas’ın dört bir kapısında halka görünmüştür.

GiRiK´a jErLi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için GiRiK´a jErLi kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
Alt 07-28-07, 00:19   #4
GiRiK´a jErLi
 
GiRiK´a jErLi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2007
Üye No: 158
Bulunduğu yer: Avusturya
Yaş: 24
Mesajlar: 248
Tecrübe Puanı: 208 GiRiK´a jErLi Üyemiz daha yolun başında
Standart Cevap: pir sultan abdal ocağına bağlı köyler

Pir Sultan Abdal Ocağına mensup dedeler bugün çeşitli bölgelere “talip üzerine gitmektedirler”. Ocağın geniş bir coğrafyada etkinliği sözkonusudur.

Pir Sultan Ocağına mensup dedelerden Aşık İsmail Şimşek’in verdiği bilgilere göre Pir Sultan Abdal Merkez Banaz Ocağına bağlı taliplerin yaşadığı köyler şunlardır:



Çorum/ Alaca: Çomar Köyü,

Divan Köyü,

Gelhayır Köyü,

Koyunoğlu Köyü,

Güllüce Köyü,

Gıcılı Köyü.

Tokat/Zile : Ağcageçi Köyü,

Kızılköy.

/Almus: Cihet Köyü,

Sarsı Köyü.

Sivas/Yıldıeli: Yusufoğlan Köyü,

Yakup Köyü,

Kale Köyü,

Aydoğdu Köyü.

/Şarkışla: Kavak Köyü,

Beyyurdu Köyü,

Alaçayır Köyü,

/Hafik: Akpınar Köyü,

Divan Köyü,

Emre Köyü,

Asarcık Köyü. Gülpınar köyü

Samsun/Terme: Sepetçiler,

Sivaslılar Köyü.

Ordu : Gürgentepe.

Ardahan : Sazkara Köyü.

Kars/Göle : İmbat Köyü.

İzmit : Bayraktar Köyü.





PİR SULTAN ABDAL OCAĞI

ERGAİP KOLU

Ergaip Sultan Pir Sultan Abdal’ın üç oğlundan biridir. Pir Sultan Abdal’ın bu oğlunun adıyla anılan Ergaip Kolu Tunceli/Pülümür Haculu Köyün’de bulunmaktadır.

Söylenceye göre Pir Sultan Abdal’ın inançları nedeniyle asılmadan önce bir de sürgün yaşantısı olmuştur. İşte bu sürgün yaşantısının 7 yılı Haculu Köyü’nde geçmiştir.

Haculu’da Pir Sultan Abdal tarafından yapıldığına inanılan bir “cemevi” bulunmaktadır.

Pir Sultan bu sürgün yıllarında Haculu’da inançlarının gereklerini yerine getirmiş ve Alevi yolunu eksiksiz devam ettirmiştir. Bu yıllarda Haculu’da Pir Sultan Abdal’ın öncülüğünde bir “cemevi” inşa edilmiştir. Bu cemevinin dört yöne açılan dört kapısı bulunmaktadır. Cemevinin ortasında ise ardıç ağacından ulu bir direk yer almaktadır. Tavan döşemesinin tüm ağaçları bu ulu direğin üstüne konulmuştur. İnsanlar o ulu ardıç ağacının altından kutsal kabul ettikleri ve cöher adını verdikleri toprağı ala ala direk boşlukta kalmıştır. Ne var ki direk boşlukta kalmasına rağmen cemevi sapasağlam ayakta kalmıştır.

Pir Sultan Abdal Haculu’da 7 yıl sürgün hayatı yaşadıktan sonra Banaz’a dönmüştür. Oğlu Ergaip ise babasının arkasından gitmemiş Haculu’da kalıp oraya yerleşmiş ve yaşantısını sürdürmüştür.

Ergaip Sultan’ın Seyyit Mehmet, Seyyit Veli ve Seyyit Hüseyin adlarını taşıyan üç oğlu olmuş ve bunlar ile Pir Sultan Ocağının Ergaip Kolu sürmüşür. Ergaip koluna mensup dede soyundan Ali Ekber Erdal’ın verdiği bilgiye göre Pir Sultan Ocağının Ergaip Kolu’nun:

Erzincan : Kiştim Köyü,

: Tercan İlçesi,

Çorum/Alaca : Dereyazıcı Köyü,

/Sungurlu : Akkuyu Köyü,

Yozgat : Sarımbeyli Köyü,

Tunceli/Nazmiye : Kumsor Köyü,

Muş : Varto İlçesi,

Eskişehir/Alpu : Karatepe Köyü

Gökçeoğlu Köyü’nde talipleri bulunmaktadır.



Pir Sultan Abdal Ocağının Ergaip Kolu ocağın merkezi olan Banaz Köyünü ve oradaki dede sülalesini bilip tanımaktadırlar. Banaz’daki Pir Sultan Ocağına mensup olanlar ise Ergaip kolundan haberdar bulunmamaktadırlar. Onlar bir bakıma Ergaip’in adı gibi soyunun da yok olup gittiğini düşünmektedirler.

GiRiK´a jErLi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için GiRiK´a jErLi kullanıcısına teşekkür eden 3 üyemiz:
Alt 08-10-08, 20:28
erdemişli
Bu Mesaj erkanyaman tarafından silinmiştir. Sebep: Teşekkür için teşekkür butonunu kullanmanız yeterli...
Cevapla

Bookmarks

Etiket
abdal, bağlı, köyler, ocağına, sultan


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
***OCAK SİSTEMİ ve DEDELİK KURUMU *** koçero Alevi Dedeleri - Pirleri - Ocaklar 2 01-18-09 21:19
Onlar Ateşte Semaha Durdular... Sivas Madımak Katliamı: 2 Temmuz 1993* ceritli Pir Sultan Abdal 1 12-24-08 09:08
Eskisehir Alevi Köyleri AyhanBedir Doğu Anadolu bölgesi 4 09-19-08 22:39
Karacaahmet Sultan Dergahı!... *SiBeL* Cem Evlerimiz 3 07-10-08 09:51
Pir Sultan Abdal AyhanBedir Ozanlarımız-Aşıklarımız 1 04-25-07 23:26


Tema Tasarım Hayko
Powered by vBulletin® Version 3.8.1
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
Genç İmranlılar Oluşumu ®
Kurucu : Birdal Can  
Genç İmranlılar Oluşumu ®
Kurucu : Birdal Can