![]() |
| Anasayfa | Kadın Komisyonumuz | RADYO İSTEK | Bugünki Mesajlar | İmranli.Fm Dj'leri | Bugünki Mesajlar | Forumları Okundu Kabul Et |
|
|||||||
| Yönetim Kurulu | Türkü Grubumuz | Halk Oyunları Ekibimiz | Tiyatro Ekibimiz | Semah Ekibimiz | Bayan Futbol Takımımız | Kayıt ol | Forumları Okundu Kabul Et |
| Gündem Gündemdeki olayları beraber değerlendiyoruz |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||||||
![]()
|
Cumhurbaşkanı Gül'ün YÖK Başkanlığı'na Yusuf Ziya Özcan'ı ataması ile AKP hedefe aldığı bir 'kale'yi daha işgal etti. Böyle bir başlangıç size bir önyargı olarak gelebilir; ancak atanan yeni başkanın önceki icraatları ve AKP'nin 22 Temmuz seçimleri sonrasında attığı adımları bütünlüklü değerlendirirsek tablo daha net ortaya çıkacaktır.
22 Temmuz seçimleri sonrasında olanlara şöyle kısaca değinecek olursak; Nisan ayından itibaren TMSF eliyle kullanılan Sabah-atv gurubunun AKP yandaşı olan Çalık grubuna satılması, işçi sendika konfederasyonları içerisinde en çok üyesi ve etkisi olan Türk-İş Başkanlığı'na yapılan son kongrede AKP'ye yakınlığı ile bilinen Tes-İş Başkanı'nın seçilmesi, Aleviliğin Diyanet İşleri kapsamına sokularak geniş Alevi kesiminin ve Alevi önde gelenlerinin yedeklenmek istenmesi, Sezer döneminde ataması reddedilen 121 kişinin Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra bürokrasinin çeşitli kademelerine atanması, ... Bunlar AKP'nin bu kısa dönem içerisinde yaptıklarından sadece aklımıza ilk gelenler. 'Bir şey söylersin, ipimizi çekerler'. Şimdi de YÖK Başkanlığı'na atanan Özcan'a ve geçmiş icraatlarına bir bakalım. Ankara Üniversitesi Sosyoloji Bölümü mezunu olan Özcan, Chicago Üniversitesi'nde yüksek lisans ve doktorasını yapıp YÖK başkanlığına atanıncaya kadar da ODTÜ'de öğretim üyeliğine devam etmekteydi. Araştırmalarından bazıları şöyle: 'Ülkemizde cami sayıları üzerine sayısal bir inceleme', 'Kanada'da Müslümanlar', 'Türkiye'de polis ve politika ilişkisi', 'İslam Ekonomik Gelişmeye Engel midir: Karşıt Delil ve Bazı Metodolojik Düşünceler', 'Polis Akademisi'ndeki Müfredat Sorunu', 'İslami Perspektif İçinde Sosyoloji ve Antropoloji', 'Geleneksel Müslüman Toplumlar'. Çalışmalarının yanı sıra Özcan '92-'94 yılları arasında Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yapmış, İslami araştırma dergisinde makaleleri yayınlanmıştır. Yusuf Ziya Özcan, İslami kimliğinin yanı sıra 'terör' konulu çalışmalarıyla da dikkat çekiyor. Polis akademisinde de ders veren Özcan, ODTÜ'ye konuşlandırılan 'Uluslararası Güvenlik ve İnsan Hakları Araştırma Merkezi (kısaca polis)'nin çalışmalarına Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı ile birlikte başkanlık yaptı. Ayrıca AKP'nin şirketi gibi çalışan ( "Sezer'den sonra kim Cumhurbaşkanı olsun?" araştırmasını yapan ve Gül'ü Çankaya'ya çıkartan şirket) Pollmark şirketinin kurucularındandır. Özetleyecek olursak Yusuf Ziya Özcan yaptığı araştırmalar, açıklamalar ve geçmişi ile karşımızda liberal bir İslamcı olarak duruyor. Aslında AKP ile olan ilişkisini bizzat kendisi de 'pot kırarak' ele verdi. Meclis başkanı Toptan'ın yapılan eleştirilere cevap verip vermeyeceğini gündeme getirmesi üzerine, Özcan mikrofonların açık olduğunu unutarak şöyle diyor; "Aynısını konuştuk bunların. Sayın Cumhurbaşkanı tavsiye etti. Başbakan 'Aman hocam' dedi. 'Dikkat' dedi, 'Bir şey söylersin, ipimizi çekerler'." Sadece kendisi için istenen "demokrasi" Yusuf Ziya Özcan'ın YÖK başkanlığına atanması ile darbe sonrası kurulan YÖK'ün işlevi daha anlaşılır hale geldi. Kurulduğu günden bugüne akademi ve bilim çevreleri ile öğrencilerin tepkilerine neden olan tam da bu işleviydi. Yani iktidarların üniversiteleri denetim ve baskı altına alma aracı. Özcan'ın atanması ile bu tepkilerin haklılığı bir kez daha doğrulandı. Bu atama ile yıllardır mücadele edilerek kazanılmaya çalışılan özerklik, demokrasi gibi üniversiteleri üniversite yapan kavramların içi tamamen boşaltılmaya çalışılıyor. AKP'nin "sivil" anayasa tartışmaları ile ülkenin başına demokrasi dağıtıcısı kesilmesinin sadece lafta kaldığının en somut göstergelerinden birisi yine bu atamadır. Çünkü ülkenin hiçbir üniversitesinde, hiçbir akademik çevre bu atama öncesi sürece dâhil edilmemiştir. Anlaşılmaktadır ki AKP demokrasiyi sadece kendisi için istemektedir. AKP gibi kendisine Ortaçağ gericiliğini rehber edinen bir partinin üniversitelerde kadrolaşması, zaten yıllardır tırpanlanarak geriletilen bilimsel çalışmaların tamamen yok olması anlamına geliyor. Yasaklar kalkacak, ya yerine gelecekler? YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan yaptığı ilk açıklamada 'İki vizyonum var. Bunlardan bir tanesi bütün yasakların üniversitelerden kalkması, ikincisi de üniversitelerin asli görevi olan bilimselliğe daha fazla önem vermeleri.' dedi. İlk duyduğumuzda kulağa hoş geliyor bu açıklama. Ancak kaygılanmakta da haklıyız. Eğer yeni başkan, partisi gibi kendisi de sadece kendisi için özgürlük ve bilimsellik istiyorsa yandık. Mesela bilimsel araştırma için bütçe gerekir. Özcan önceki başkanlar gibi mali özerklik adı altında üniversiteleri şirketlerin kucağına mı atacak yoksa üniversitelere bütçe ayrılacak mı? Üniversitelere para karşılığı kendisi için araştırma yapmaktan başka seçenek bırakmayan, çeşitli şirketler eli ile kurulan AR-GE ve teknoparklar kaldırılacak mı? Üniversitelerin piyasa ve hükümetler karşısında idari özerkliği sağlanacak mı yoksa YÖK başkanından rektörüne kadar tekrar atanacak mı? Özcan özgürlükten bahsediyor. Acaba onun döneminde de önce ki dönemler açılan soruşturmalar devam edecek mi? Üniversitelerin içerisinde cirit atan polisler, güvenlikler ne olacak; yerleştirilen onlarca kameralar sökülecek mi? En ufak demokrasi belirtisi taşımayan okul yönetmeliklerinde herhangi bir değişiklik olacak mı? Binlerce Kürt öğrenci özgürce kendi dili ile eğitim görebilecek mi? Bu soruları daha fazla sorabiliriz, sayın Özcan kusura bakmasın ama bilimsellik ve özgürlük deyince aklımıza bunlar geliyor. Sadece türbana sıkıştırılan bir özgürlük ve demokrasi tartışması, ABD'nin Irak'a bahşettiği özgürlüğe ve demokrasiye benzer. Yusuf Ziya Özcan'ın katıldığı, 'İstanbul Demokrasi ve Küresel Güvenlik Konferansı'nın açılışında yaptığı şu konuşma, onun demokrasi ve özgürlük anlayışını ortaya koyması açısından dikkat çekicidir: "Türkiye'deki terör faaliyetleri 1961 Anayasası'nın ardından başlamıştır". Hukuk fakültesi öğrencisi arkadaşlar iyi bilirler. 1961 Anayasası ülkemizin anayasaları içerisinde en demokratik ve özgürlükçü anayasadır. '80 darbesinin yapılması ve ardından hazırlanan '82 anayasasının temel gerekçesi YÖK başkanı Özcan'ın yaptığı açıklamadır. Yani bu gerekçe fazla demokrasi ve özgürlük ülkeyi kargaşa ve teröre sürüklemektedir şeklindeydi. Demokrasi ve özgürlüğe dair '61 anayasasındaki bazı küçük açılımları dahi teröre neden olarak gösteren birinin üniversitelere nasıl bir özgürlük getireceğini şimdiden öngörmek zor değil. YÖK Başkanlığı'na atanan Yusuf Ziya Özcan ile üniversitelerin, yani bilimin denetim altında tutulmak istendiği ortadadır. Cumhurbaşkanının, Başbakanın kaygısı yersiz değildir. Çünkü bu ülkenin gençliği çürüyen bir kurumu ve onu var etmek isteyenlerin ipini çekecektir. GENÇ HAYAT/ EVRENSEL
__________________
I Don't Care
|
||||||
|
|
|
| Bu mesaj için yoxuli kullanıcısına teşekkür edenler: |
|
|
#2 | ||||||
![]()
|
bu yasakların arasında türban yasağıda var
gerçekten bütün kaleleri bir bir alıyorlar
__________________
alınmış abdesti aldırırlarsa kılınmış namazı kıldırırlarsa sizde şah diyeni öldürürlerse bende bu yayladan şaha giderim ..........pir sultan abdal.............. BOĞAZÖREN'Lİ |
||||||
|
|
|
|
|
#3 | ||||||
![]()
|
Birkaç gün önce YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan; Ulusal Öğrenci Konseyi Genel Kurulu toplantısının açılışından sonra bir öğrencinin, ‘Herkes üniversite mezunu olmalı mı?’ sorusuyla karşılaştı. Yöneltilen soruya hiç düşünmeden ‘Hayır, olmamalı.’ yanıtı veren Özcan, üniversite kapısı önündeki yığılmadan şikâyet ederek; ‘Üniversite kapısındaki yığılmanın nedenlerinden biri okulların bedava olması. Hiçbir yerde böyle bir şey görülmemiştir. Bunun yerine üniversiteleri paralı yapsak. Daha iyi değil mi? Üniversiteleri paralı yapalım. Hiç olmazsa üniversiteler ayağının üzerinde dursun.’ açıklamasında bulundu.
Özcan göreve başladıktan birkaç gün sonra, ‘Üniversitelerde bütün yasakların kalkacağı’na dair bir açıklamada da bulunmuştu. YÖK Başkanı’nın bu açıklamalarından anlıyoruz ki, Yusuf Ziya Özcan üniversitelerin paralı hale gelmesindeki her türlü yasağı kaldırmak istemektedir. Aslında bu açıklama, çok da şaşırtıcı değildir. Çünkü YÖK Başkanı’nı kimin atadığı da, Özcan’ın geçmişi ve hazırladığı tezler de bellidir. Yusuf Ziya Özcan AKP’ye yakın bir isimdir ve AKP’nin de üniversitelerle ilgili politikası bellidir. AKP hükümeti tıpkı Özcan’ın istediği gibi üniversiteleri paralılaştırmak, ticarethaneye çevirmek istemektedir. Asıl sorulması gereken soru şudur: YÖK Başkanı’nı atanmasından kısa bir süre sonra bu denli pervasız konuşmaya iten güç nedir? AKP, seçimlerden güçlü ayrıldıktan sonra, emekçilerin ve ezilenlerin bütün hak ve özgürlüklerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Sağlık, eğitim, hukuk, sosyal güvenlik gibi alanlar saldırı altındadır. YÖK Başkanı bu durumdan güç olarak konuşmuştur. Yine Özcan’ı bu kadar rahat konuşturan etkenlerin başında, üniversiteler de dâhil olmak üzere bütün bu alanlardaki saldırılara karşı koyacak bir muhalefet odağının eksikliğidir. Üniversitelerin sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesi ve paralı hale getirilmeye çalışılmasına karşı mücadele eden hareketlerin karşısında Yusuf Ziya Özcan’ın başkanı olduğu YÖK, kurulduğu günden bu yana her hareketi ezmeye çalışmıştır. Üniversitedeki her hak arama mücadelesinin ve demokratik özerk üniversite mücadelesinin karşısında denilebilir ki Demokles’in kılıcı gibi bir işlev görmüştür. YÖK, iktidar kimdeyse üniversiteleri o iktidarın politikalarına bağlamanın aracı olmuştur. Ayrıca belirtmek gerekiyor ki, üniversiteler zaten adım adım paralı hale getirilmekte, öğrenciler birer müşteri yerine konmaktadır. Ancak anlıyoruz ki ne YÖK başkanını ne de üniversiteleri paralı hale getirecek olan AKP hükümetini bu durum da tatmin etmemektedir. Üniversitenin bütün bileşenlerinin çetin mücadeleler sonucu kazanmış oldukları bütün kazanımlara gözlerini dikmişlerdir. Ancak bu öyle kolay olmayacaktır. Tüm baskılara, soruşturma ve uzaklaştırmalara rağmen emekten yana, özerk ve demokratik üniversite mücadelesi sürmüştür, sürmeye devam edecektir. Bizler Emek Gençliği olarak öğrencileri, akademisyenleri, öğretim görevlilerini; yani üniversitenin gerçek sahiplerini YÖK başkanının bu pervasız sözlerine karşı çıkmaya çağırıyoruz. Ve buradan şunu tekrar ifade ediyoruz: Üniversiteler, bilimden, akılcılıktan, demokrasiden ve emekten yana olana kadar mücadelemiz sürecektir. Parasız Bilimsel Demokratik Anadilde Eğitim! Eğitim Haktır Satılamaz!
__________________
I Don't Care
|
||||||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Etiket |
| değişenler, değişmeyenler, yökte |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|