10-02-07, 11:59
|
#1
|
Üyelik tarihi: Jul 2007 |
Üye No: 270
|
Bulunduğu yer: Anatolia |
Mesajlar: 1.594
|
|
|
|
Zeynep Karababa
Ne sesin renginin hükmü sürüyor ne de yapılan sanatın değeri ölçülüyor. Piyasa popüler olana koşullanmış. En fazla duyulan, en fazla görülen değerli sanılıyor. Zaman hız dönemi. Bir dinlenilen yada görülen ikinci defa değerlendirilecek kadar karşılık bulamıyor. Beğenilenler de bu hıza tabi durumda. Anında ‘ya sev yada ötele’, veya unut pozisyonunda olma hissini dayatıyor. Gerçek sanat eserleri ve sanatçılar ise zamana sığınmak durumu gibi bir kalıcılığın güvencesinde karşılık buluyorlar. Tam da bu noktada popüler olmakla kalıcı olmak seçeneği sanatçıyı zorluyor. Gerekli olan ise tercihini kalıcı olandan, sanatın kalıcılığından ve insana kattıklarını taktir edenlerden beklenen seçici olmaktır.
Böylesi bir tercihte bulunanlar için Zeynep Karababa, gelenekten süzdüğü çalışmalarla karşımızda. Hayat hikayesi de sanırım söylediklerimizi doğrular nitelikte. Sivas doğumlu olan sanatçı, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yetiştirdiği halk ozanlarıyla tanınan Çamşıhı bölgesinde geçirir. Bu doğal ortam sanatçının kariyerini de belirleyecektir. İlk müzik deneyimini halk ozanı olan babası Mehmet Ali Karababa ve amcası Feyzullah Çınar’ın bağlaması eşliğinde yaşar. Sonraki müzik eğitimi ise Ankara’ya taşındıklarında kendisi tamamlayacaktır.
Zeynep Karababa, Sivas katliamında kardeşini, dayısının çocuklarını, ezgileriyle büyüdüğü ozanları ve kısa bir süre sonra da bu derin acıya dayanamayan babasını kaybeder. Salt bir teselli için değil, tıpkı Neruda’nın ‘’Bir halkın türkülerini yapanlar yasalarını yapanlardan daha güçlüdür.’’ Dizelerinin ifade ettiği gerçekliğin farkında olduğu için türkü söylemenin gerekliliğine inanır.
2000 yılında Ada Müzik Firması’ndan çıkan ‘Yaz Bahar’ adlı albümünde türkülerle kurduğu ilişkiyi şöyle ifade eder:’’Doğduğum topraklarda her evin duvarında asılı saz, hep canımızı yakan olayları aşkı, toprağı, anlatırdı. İzlerinden yürümek görevimdi. Onarlın, hüzünlü aynı zamanda dirençli seslerine, sesimi katmaktan onur duyuyorum.’’ Zeynep Karababa çocukluğunun geçtiği ortamı ve ilk müzik eğitimini aldığı halk ozanlarını şöyle anlatır:
Çocukluğum sazın, sözün, deyişlerin,duazimamların okunduğu, aşıklık geleneğinin canlı bir biçimde yaşandığı Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Çamşıhı yöresinde geçti. Çamşıhı, Anadolu halk kültürüne zengin katkılar sunmuş, gerek radyo repertuarına gerekse sözlü Alevi kültürüne ürünler vermiş halk ozanlarıyla tanınan bir yöredir. Türkü geleneğimizde Çamşıhı ağzı denilen özel bir söyleyiş tarzına sahiptir. Çocukluğum, babam Mehmet Ali Karababa'dan ve akrabamız olan Feyzullah Çınar'dan etkilenerek, onları dinleyerek geçti. Bu benim için ilk müzik okulu anlamını taşıyordu. Babam aynı zamanda bir Alevi dedesi olduğu için evimizde yapılan cem ve diğer dini ayinlerde bir çok halk ozanını tanıma ve onlardan duazimamlar , gülbenkler dinleme imkanı buldum.
Eğer deyim yerinde ise ilk sahne tecrübesini de o dönemde edindim.Sesimi ilk defa babamın sazının tınısıyla birleşince duydum. Kendiside bir söz ustası olan , keman ve bağlama çalan dedemin yetiştirdiği babam, orta telde bağlama çalan usta bir ozandı. Sözü, sazı tanımaya başladıktan sonra bölgedeki diğer halk aşıklarına ilgi duydum; bir çoğunu ziyaret edip tanımaya çalıştım. Bunlardan Aşık Ali Metin, Ozan Rehberi, Aşık Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu, Mahmut Erdağ, Ali Kızıltuğ saygıyla andığım ozanlardandır. Ayrıca bölgemizin 'İsimsiz' halk ozanlarından Şirzade Dede ve Sefil Selim'i de tanıma imkanı bulduğum büyük söz ustalarıdır
‘Halk aşıklığı geleneğinden öğrendiklerimi, Anadolu’nun bütün renklerini yüreğime akıtıp kendi kimliğimi de ortaya koyarak müzik kalitesi açısından belli bir zenginlik oluşturmaya çalışıyorum.’
Anadolu’da ‘Çıranın ışığı dibine düşmez.’ Diye bir söz vardır. Hangi bağlamda söylenmiş bilinmez ama pek de geçerli olmadığı anlaşılıyor. Halk ozanlığı geleneği içerisinde yetişmiş olan Zeynep Karababa’nın feyz aldığı ışıkla aydınlatmaya devam ettiğini görüyoruz. Ya da Fikret Otyam’ın söylediği gibi o, daima Mehmet Ali Karababa ve Feyzullah Çınar başta olmak üzere yanında yetiştiği ozanların bir yadigarı olduğunun bilinciyle hareket ediyor.
A . Galip
__________________
....
..
Daye iro weré héla malé mé
İro weré dılemın feqıré caré şenké mı ro nedî...
Dayıké wez şer bıkım...
Xelké elemé mıradé xwe gırtîn,
Mın û Té man......
|
|
|